Ali Baki PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 07 Eylül 2008 02:31

Anadolu’nun Yitik Aşıklarından Biri:
Ali Baki (1897-1956)

Masiva libasın soyunduk attık
Bilinmez gedamız bayımız bizim
Ar namus kalasın bir aşka sattık
Münevver günümüz ayımız bizim

Dizeleri ile yalın aşkı anlatan şair, Anadolu’nun tanınmamış, değeri bilinmemiş aşıklarından birisi olan Ali Baki Gül’dür. Bu isme olan aşinalığımız, 19. ve 20. yüzyılda yaşamış, şiirleri yurdun dört köşesinde bilinen, kudretli halk ozanı Harızlı Sıdkı (Pervane) Babadandır.

 

Fotoğraf: Muhsin Gül arşivi

Aşık, 1897 yılında Merzifon’un şimdiki adı Gümüştepe olan Harız Köyünde doğmuştur. Halk edebiyatı ile ilgili araştırmalarda, araştırmacılarımızın çoğunluğu doğum yerini Hacıbektaş olarak gösterseler de ailesinden alınan bilgiler bunu doğrulamaz. Babası, devrinin büyük aşıklarından, bir süre Tarsus’ta kaldığı için Tarsuslu olarak ta bilinen Harızlı Sıdkı (Pervane) Babadır. Annesi ise, Sıdkı Baba’nın Alaca İmad Höyüğü Köyünden evlendiği Hatice’dir. Anne Hatice, Ali Baki 17 yaşında iken vefat eder.

Bin üç yüz on üçte dünyaya geldim
On iki yaşımda ben öksüz kaldım
Sinnim on yedide bir mahlas aldım
Şuaradan Sıdkı Baba oğluyum
Bir başka dörtlüğünde:

Nice müddet çekem bu iştiyakı
Vuslat peymanesin sunmadı saki
Kimsem yok garibim ben Ali Baki
Rahmetli o şair Sıdkı oğluyum
Ali Baki’nin çocukluğu köyde geçerken, ilk eğitimi sürekli gidip geldiği Hacı Bektaş Dergahından ve babasından almıştır. Sıdkı Baba’nın Hacı Bektaş Dergahında aldığı eğitimi, misyonunu ve şairliğini düşünürsek, Ali Baki’nin Babasından aldığı eğitimin derecesini anlarız. Şairin Yanbolu’lu Ali Türabi baba’nın, bazı diğer âşık/şairlerin şiirlerini kaleme alıp divanını tutması, kendi şiirlerini kendi eliyle yazarak cönkler oluşturması, şiirlerinde gördüğümüz dilinde Arapça Farsça kelimelerin yanında, bazı ayetlerinde geçmesi O’nun aldığı eğitimin derecesine yeterli delil sayılır. Bunun yanında şairlik eğitimi de Sıdkı Baba tarafından verilmiştir. Çoğu zaman babasının yanında oluşu, hatta onunla doğu cephesine gönüllü alaya katılarak gitmesi, bazı seyahatlerde bile yanından ayrılmayışı, gittiği yerlerde ve özellikle inanç merkezli yerlerde birçok âşıkla karşılaşması şüphesiz şairliğinin ilerlemesinde etkili olmuştur.

1915 yılı buhranlarında, kendisi de şair olan Şeyh Cemaleddin Çelebi başkanlığında oluşturulan Gönüllü Mücahidin Alayı’na Babası Yüzbaşı payesiyle katılırken, kendiside babasının yanında bu alaya katılmış, doğu cephesine gitmiştir.

Ali Baki, askerliğini Amasya’da yapmıştır. Askerlikte terziliği ve marangozluğu öğrenmiştir. Askerlik dönüşü Harız Köyünde terzilik sanatına devam etmiştir. Özellikle giyim eşyası ve diğer ev eşyaları dokumuş ve dikmiştir. Terziliği halk tarafından çok beğenilmiştir. Dokuduğu ve diktiği eşyaların kaliteli oluşu köy ihtiyarlarınca hâlâ anlatılmaktadır. Marangozlu da ihtiyarlık ve hastalığı sebebiyle takatten kesilinceye dek devam ettirmiştir. Ahilik kültürüne de sahip olan Ali Baki, bu sanatı ve meslek ahlakını çevresine de öğretmiştir. Babasının bazı gezilerine katılmıştır. Bulunduğu her yerde bilgisi ve hilmi ile öne çıkmıştır. Gerçeği ve sahip olduğu düşüncesini açıkça savunmuş yeri geldiğinde bunu çekinmeden ifade etmiştir. Halk tarafından sevilmiş, yüksek derecede saygı duyulmuştur. Bu özellikleri yaşayanlarca övgü ile anlatılmaktadır. Mali olarak orta halli olmasına karşın, hizmet anlayışı ile köyünde fahri imamlık yapmış, ayini Cemde yer almıştır. Köy ve insanlık lehine olan oluşumlarda yer almıştır. Her konuda halka yardımcı olan, bilgisine başvurulan Ali Baki; halk arasına “Ali Efendi” olarak bilinmiş ve bilinmeye devam etmektedir. Safiye isminde bayanla yaptığı evlilikten 3 erkek 3 kız 6 çocuğu olmuştur.

Son yıllarında rahatsızlanmıştır. Adana’da görevli olan oğlu Muhsin Gül’ün yanına gitmiştir. 1956 yılı Aralık ayı sonunda Harız Köyü’nde vefat etmiştir. Yaşarken ayini cemde köylülere vasiyet ettiği için kısacası kendi isteği ile mezarlık haricinde Göğce Dede denen, köye hakim bir tepeye defnedilmiştir. Burada, kendiside şair olan küçük kardeşi Hamdullah’ın mezarı da bulunmaktadır. Bazı araştırmacılarımız mezarını köy mezarlığında babasının yanında dese de bu doğru değildir.

Ali Baki, babası Sıdkı (Pervane) Baba’nın, Yanbolulu Ali Turabi Baba’nın şiirlerini ve kendi şiirlerini çeşitli defterlerde tutmuştur. Divanı Ali Baki adıyla 3 defterden oluşan şiirleri oğlu Muhsin Gül’dedir. 1000 in üzerinde şiiri vardır. Şiirlerinden bir kısmı oğlu tarafından seçilerek daktilo ile yazılmış ve birkaç nüsha düzenlenmiştir. Ayrıca Muhsin Gül, dedesi Sıdkı Baba’nın bilinen tüm şiirlerini kendi el yazısı ile yazarak bir divan oluşturmuştur. Bu divanın sonunda da yine Ali Baki’nin ve Hamdullah’ın şiirlerinden eklemeler yapmıştır. Sıdkı baba’nın bu şiirlerinin yayınlanma çalışmaları, Ali Baki’nin ise yayınlanma tasarısı vardır. Tüm bu dokümanlar araştırılmayı beklemektedir.

Ali Baki hakkında şimdiye kadar:

Hayretin İvgin, “Aşık Ali Baki”, Türk Folkloru, Yıl 1, Sayı 7, Şubat 1980
Mustafa Adil Özder “Baba oğul aşıklar: 2 Ali Baki ve Hamdullah Gül”, Türk Folkloru, Yıl 4, Sayı 48, Temmuz 1983
Adlı yazılar yayınlanmış. Ayrıca:
Emir Kalkancı, Türk Halk Şairleri Antoloji, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1991, 188-189 s
Asım Bezirci, Türk Halk Şiiri 2 cilt, Say Yayınları, İstanbul, 1993, 77-81 s
İsmail Özmen, Alevi Bektaşi Şiirleri Antolojisi 5 cilt, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1998, 157-158 s
Bu araştırmaların çoğunda doğum yeri olarak Hacı Bektaş gösterilmişse de bu doğru değildir. Kalkan, vefat tarihi 1950 olarak verse de, doğru tarih 1956 dır. Bezirci, Hamdullah Gül’ü Ali Baki’nin oğlu olarak göstermişse de, oğlu değil küçük kardeşidir. Mezarının yeri ise, babasının yanı değil yukarıda belirttiğim gibi sözlü vasiyeti üzerine Hamdullah Gül ile birlikte ayrı bir yerdedir.

Sıdkî Baba’nın bir süre Yenice’de ikamet etmesi vesilesiyle, kendisinin Yeniceli olarak gösterilmesi Sıdkî Baba’nın sevildiğini gösterse de kendisi Yeniceli değil Harızlıdır. Şiirinde bu durumu vurgular. Bu duruma benzer olarak Ali Baki’nin de hiç yaşamadığı bir yer olan Yeniceli olarak gösterilmesi mantıklı değildir. Kısacası Yenice’de ne de yaşamıştır. Gerek Sıdkî Baba gerekse Ali Baki ve Hamdullah, insanlığın öz değeri olsalar da tarihi gerçekler yadsınamaz.

Ali Baki, yukarıda belirttiğimiz gibi şiir dersini de Sıdkî Baba’dan almıştır. Dolayısıyla O’nun çırağıdır. 17 yaşında itibaren şiir yazmaya ve söylemeye başlamıştır. Bu durumu şiirlerinde kendisi belirtir.

“Sinnim on yedide bir mahlas aldım
Şuaradan Sıdkı Baba oğluyum”
İlk şiiri:

Tamire muhtacım şahım efendim
Düzelt kamburumu yon kerem eyle
Aşkın kapısın aç, çözüver bendim
Olmasın yüreğim hun kerem eyle
Dörtlüğü ile başlayan şiiridir.

Halk edebiyatı geleneğinde gördüğümüz “bade” kavramını Alevi Bektaşi edebiyatında daha çok “dolu” olarak geçmektedir. Dolu kavramını Ali Baki’de de görmekteyiz. Bir şiirinin 3. ve 5. dörtlüklerinde ve bazı şiirlerinde şöyle diyor:

Tarikat babında açtı yolumu
Dest-i paki ile sundu dolumu
Marifete doğru açtım kolumu
Çektim bu sineme hakikat aldım

Koydu mahlasımı hem Ali Baki
Şükür maksuduma kıldı mülaki
Hak yolunda yoldaş eyledi aşkı
On yedi yaşımda icazet aldım

Bir başka şiirinde ise:

Ali Baki derki Bir dolu içtim
Eğnime hakikat kaftanı biçtim
Dosta nazar ettim varlıktan geçtim
Gönlümün tahtına sultan kazandım

Hatta bu doluyu Merzifon’un Ulularından olan Horasandan gelmiş Piri Baba’dan aldığını yine şiirinde kendisi söyler:

Piri Baba Sultan girdi düşüme
Ellerinden dolu sundu bu gece
Muhabbet levhasın taktı döşüme
Gönül hanesine kondu bu gece
Telli sazlardan çöğür ve curası bulunup bunları çalmıştır. Ali Baki şiirlerinde, tasavvufun yanında sevda, doğa, (özellikle dar düşünceye) hiciv konularıyla birlikte hemen her konuyu işlemiştir. Koşma ve semai türünde ürünler vermiştir. Şiirleri genellikle;

……a
……b
……a
……b

……c
……c
……c
……b
Beyhude dolanma fani cihanda
Sıdkını bütün et imana sarıl
Arıt kalp evini kalma gümanda
Eriş bir gerçeğe dâmana sarıl

Ali Baki sakın hem yola gitme
Herkese iy’lik et asla kin gütme
Yoldan azan şaşkınlara meyl’etme
Her halini gören sultana sarıl
biçimindedir. Ölçü olarak hece ölçüsünü kullanmıştır. 11 li ve 8 li ölçüyü, 6 + 5 ve 4 + 4 şeklinde kullanmıştır.

Ali Baki oldum mihnete düçar
Hicran oku kalpte yaralar açar
Ah ettikçe gamlı gözüm yaş saçar
Feleğin elinden aman bulunmaz

Açtık ledün kitabını
Okuduk Hak hitabını
İçtik aşkın şarabını
Oldu abı zülal bize
Şiirlerinde dili duru olmasına karşın aldığı eğitime bağlı olarak, bazen Arapça Farsça kelime ve tamlamalar geçmektedir. Bazen ise işlediği, anlattığı konuyu pekiştirmek amacıyla ayetler geçmektedir.

Ve ma erselnake” okuduk ayet
Lâ taknatü” kelamı geldi nihayet
İllelmeveddet”te bulduk selamet
Şiri Hüda Şahı Merdanımız var

Yolumuz kadimdir alâdan alâ
Dest-i kudret ile eylemiş imla
Kul lâ es’elüküm buyurdu Mevla
Yol inceden ince fakat kırılmaz
Şiirlerini dörtlük olarak yazmıştır. Şiir uzunlukları 5 dörtlük ağırlıklı olmak üzere 3, 5, 7, 9 dörtlükten oluşmuştur.

Bazen dizelerinde Sıdkî Baba izlerine rastlanmaktadır. Aynı redif ve kafiye ile bazı şiirler yazsa da hiçbir zaman taklide kaçmamış kendine özgü bir çizgi oluşturmuştur.

Sıdkî Baba: Ali Baki:

İlahi Mustafa Murtaza hakkı Ecel gelip vaden tamam olunca
İmanı kâmilden ayırma bizi İmanı kâmilden ayırma Allah

Gel ey zahit doğru Müslüman isen Aşk atına binen var ise gelsin
Akçasız altınsız iman satarım Sahrayı gülşende meydan satarım
Gevher meydanında bezirgan isen Her kişi muradın maksudun alsın
Yükü cevahirli kârban satarım Bir ulu didara seyran satarım
Şiirlerinde samimiyet ve doğallık vardır. Yaşamında olduğu gibi hiçbir zaman aşırıya kaçmamıştır.

Hak Ademde, Hakka eyle niyazı
Ademden geliyor Hakkın avazı
Aşkın kalemiyle yazılan yazı
Kıyamete kadar silinmez imiş
Dizelerinde olduğu gibi insan sevgisini özümsemiş aşığımızın hakkında ciddi bir araştırma yapılmamıştır.

Edebiyatımızda yeterince tanınmamış, hak ettiği yere gelmemiş olan bu aşığımıza rahmet dilerken, unutulmuş aşık/şairler kervanına katılmamasını temenni ediyoruz.

Aşağıya şiirlerinden seçmeler aktarıyorum.

Ali Baki’nin İlk Şiiri ve Öteki Örnekler

Kerem Eyle
Tamire muhtacım şahım efendim
Düzelt kamburumu yon kerem eyle
Aşkın kapısın aç, çözüver bendim
Olmasın yüreğim hun kerem eyle

Baltadan çıkmayım, sürersen rende
Bu mürde kalbimi edersin zinde
Himmetin bahrine gark olam ben de
Bu aşkın badesin sun kerem eyle

İntizar çektirme uzundur yollar
Bekliyor ben gibi nice bin kullar
Nevbahar erişsin, açılsın güller
Gönül bahçesine kon kerem eyle

Herkesi dahil-i irfan edersin
Sevdiğine lutfun ihsan edersin
Niçün benden böyle nihan edersin
Bana da yönünü dön kerem eyle

Firkatın narına eyleme ihrak
Beni de kapında gel eyle çırak
Bu Ali Baki’nin haline bir bak
Hasretle geçmiyor gün kerem eyle

Dedi Bana

Elinde bir bâde doldurmuş geldi
Al da bu doluyu iç dedi bana
Gonca güllerini soldurmuş geldi
Uğra bizim bağdan geç dedi bana

Aşka süvar olup bağa uğradım
Gördüm gazel olmuş ciğer doğradım
Çok âh ettim yüreğimi dağladım
Durma bu illerde göç dedi bana

Dedim ki dertliyim, merhamet eyle
Yapış ellerimden mürüvvet eyle
Dedim günahkârım, mağfiret eyle
Eylerim, kesersen koç dedi bana

Dedim bende eller gibi köleyim
Bülbül olup bahçenize geleyim
Dedim söyle kusurumu bileyim
Çoktur sende günah suç dedi bana

Ali Baki dedim haslar hasına
Medet bir çare kıl gönül yasına
Zehirler doldurmuş merhem tasına
Göreyim yaranı aç dedi bana

Olmayınca

Âşıka dünyanın zevki görünmez
Sineye çekmeye yâr olmayınca
Muhabbet libasın kimse giyemez
Hak aşkı kalbinde var olmayınca

Aramayan isteğini bulamaz
Gönül arzusuna vasıl olamaz
Pervane dünyadan lezzet alamaz
Cismini yakmaya nâr olmayınca

Leyla halk olmasa, Mecnun olmazdı
Şirinsiz Ferhat da kaya delmezdi
Güllerin kıymetin kimse bilmezdi
Gülşende bülbül-i zâr olmayınca

Takdirde olacak olur kaçılmaz
Güneş doğmayınca ziya saçılmaz
Aşkın bahçesinde güller açılmaz
Etrafın çevirmiş hâr olmayınca

Dertli olan derdin tabibe deşer
Âşık olan aşkın nârında pişer
Ali Baki böyle aşka mı düşer
Nitekim ucunda kâr olmayınca

Güzel

Sevdana düşeli bin parelendim
Kurudu çeşmimin yaşları güzel
Gamzen oku değdi çok yaralandım
Sızılar bağrımın başları güzel

Aşkınla eseri meyhane oldum
Yandım ateşine pervane oldum
Al tımarhanene divane oldum
Görünce o hilal kaşları güzel

Ali Baki derdim gelmez beyana
Hasretinle bağrım döndü biryana
Yeter kâr eyledi gayri bu cana
Adûnun attığı taşları güzel

Bir Saçı Leylanın

Bir saçı Leylanın sevdası ile
Mecnun oldum zülfi yare dolandım
Gönül meşgul oldu Mevlası ile
Gafletten gözümü açtım uyandım

Gamze oku bu bağrımı delerek
Gözlerimden kanlı yaşlar silerek
Sinemi çak edip vardım yelerek
Nazlı yarın kapısına dayandım

Aşık vazgeçer mi bir danesinden
Gül nikabın atar bülbül sesinden
Doldurdu leblerin peymanesinden
Sundu beşâşetle nuş edip kandım

Aşkıyla bağlamış dil kemendimi
Çok çalıştım açamadım bendimi
Ah neyleyim kurtaramam kendimi
Aşkın ateşine düştümde yandım

Ali Baki der ki biçarelendim
Hançer-i hicr ile bin parelendim
Hasret oku değdi çok yarelendim
Baştanbaşa al kanlara boyandım

İsterim

Sevdiğim aşkınla nuş etmek için
Lebinden süzülmüş bade isterim
Virane kalbimi hoş etmek için
Kâse-i gülfemden sade isterim

Aşıka sevişmek çünkü ar olmaz
Olsun demek ile her şey var olmaz
Güzel hoştur amma bana yar olmaz
Huyu güzel asilzade isterim

Ali Baki serde sevda hayali
Gönül yüksek uçar turna misali
İçmek için peymane-i visali
Ağzından bir sadık vade isterim

Bizim

Masiva libasın soyunduk attık
Bilinmez gedamız bayımız bizim
Ar namus kalasın bir aşka sattık
Münevver günümüz ayımız bizim

Erenler yoluna gönül katarız
Tuttuğumuz yolu sağlam tutarız
Aşk ile ağyara teber atarız
Kurulu okumuz yayımız bizim

Gönül sevdalıdır her dem ağlarız
Günbegün dert ile sine dağlarız
Alemde başımız bire bağlarız
Birdir iki olmaz sayımız bizim

Can gözüyle Hak cemale bakarız
Hak için bağrımız nâra yakarız
Sakin görünürüz coşkun akarız
Ummana karışır çayımız bizim

Erenlerden giydik aşkın libasın
Gülistan eyledik gönül yaylasın
Ali Baki duyduk Hakkın nidasın
İlla dedik yoktur lâ’yımız bizim

Bülbülüm

Başladın tükenmez derdin beyana
Düşürdün beni dezara bülbülüm
Bende senin gibi düşüp figana
Yaktım yüreğimi nâra bülbülüm

Her seher ah çekip böyle dert ile
Hasret mi çekersin bir gonca güle
Beni de derdine gel ortak eyle
Sen güle bende yâra bülbülüm

Gece gündüz bende firkatte kaldım
Ah çekip ağlarım mihnette kaldım
Bir saçı Leylaya hasrette kaldım
Matemdeyim giydim kara bülbülüm

Derdimle aleme aşikar oldum
Yitirdim aklımı tarumar oldum
Aşkın sevdasına giriftar oldum
Asıldım bir zülf-i târa bülbülüm

Ali Baki meftun olmuş kime ne
Canı kurban olsun halden bilene
Bu aşk ü sevdaya düşüp ölene
İşte derler bahtı kara bülbülüm

Arzu Görmek

Arzun görmek ise dostu
Hak aşikar değil nihan
Çekerse can iştiyakı
Arzuların olur asan

Elindedir her irade
Cem et idrakin burada
Ne gezer gaflet arada
Açılmaz mı dide-i can

Hak yolunda olan sail
Uyanıktır olmaz gafil
Gönül dosta olsa nail
Cümle sırlar olur ayan

Deme sırların ağyara
Düşürmesin seni zara
Bağlanma ehli inkara
Girmesin içine şeytan

Dosta bağla sen ikrarı
Budur kâmillerin karı
Taşa çal şişe-i arı
Aşık ol da ateşe yan

Yananlar aşkın narına
Kavuşur Hak didarına
Aldanmaz dünya varına
Şema-i dildara yanan

Fani için çekme melal
Kamu eşya budur zeval
Var bir üstazdan haber al
Kalmasın gönülde güman

At içinden o gafleti
Gaflettir dünya zilleti
Olmazsa aşkın illeti
Bulunmaz dertlere derman

Ali Baki kâmil pire
Erenler erdi bu sırra
Dost gider mi başka yere
Kurdum ona bir aşiyan

İsterler

Faydasız sohbette bulunma zahit
Aşık meclisinde irfan isterler
Surete bürünüp olma mukallit
Sadakat babında burhan isterler

Tecelli etmezse ol Rabbül Celil
Ateşe atılsan olmazsın Halil
Beyhude kendini eyleme rezil
İkrarında sebat, iman isterler

İman yok içinde amelin çürük
Hak senden el çekmiş defterin dürük
Nice takva tacı giyenler gördük
Kisve değil, kâmil insan isterler

Bellidir çul vursan arap atına
Her amel ulaşmaz Allah katına
Ermek için kullar ulu zatına
Elinde bir temiz dâman isterler

Ali Baki gönül olmazsa ayık
Doğmaz can evine nur-i hakayık
Olmak için âli makama layık
Ulu padişahtan ferman isterler

Ne kaçarsın

Ne kaçarsın benden ey melek suret
Canım hüsnünüze hayranınızdır
Beslerim kalbimde türlü muhabbet
Bendeler kapında derbanınızdır

Seni öz nurundan yaratmış Allah
Bir huri meleksin tebarekallah
Kaçsan da kurtulman elimden billah
Arzum ol himmeti ruhanınızdır

Sen şema oldukça, ben de pervane
Kaçıp da kurtulmak gelmez imkane
Hükm’ile bağlıyım emr ü fermane
Ali Baki kulun kurbanınızdır

Son Şiiri
Sarıl
Beyhude dolanma fani cihanda
Sıdkını bütün et imana sarıl
Arıt kalp evini kalma gümanda
Eriş bir gerçeğe dâmana sarıl

Şeriat arkına bağla suyunu
Erler meydanında ölçme boyunu
Tarikat pirine benzet huyunu
Efsaneyi bırak erkâna sarıl

Var ise Hak için gayret
Sana ayan olur sırr-i hakikat
Olayım der isen ehl-i marifet
At benliği hükm-i kur’ana sarıl

Benliktir insanı Haktan dûr eden
O kendi huyundur seni hor eden
Cehalettir can gözünü kör eden
Bir üstaz ara bul irfana sarıl

Ali Baki sakın ham yola gitme
Herkese iylik et asla kin gütme
Yoldan azan şaşkınlara meyletme
Her halini gören sultana sarıl
Ali Cem Akbulut

( Bu yazı tescillidir. Kaynak gösterilmeden kopyalanması, bir kısmının alınması , değiştirilmesi kanunlarla korunmaktadır.)


--------------------------------------------------------------------------------

Yazılı Kaynaklar:

1. Ali Baki Gül’ün seçme şiirlerinin olduğu daktilo ile yazılmış, Muhsin Gül Nüshası
2. Sıdkî Baba Divanı, Yazma, Muhsin Gül Nüshası
3. Muhsin Gül, Şeyh Cemaleddin Efendinin Aşığı Halk Ozanı Sıdkı Baba Hayatı ve Şiirleri, Kadıoğlu Matbaası, Ankara,1984
4. Hayrettin İvgin, Aşık Sıtkı Pervane, Emel Matbaacılık Sanayi, Ankara, 1976
5. Mustafa Adil Özder, “Baba oğul aşıklar: 2 Ali Baki ve Hamdullah Gül”, Türk Folkloru, Yıl 4, Sayı 48, Temmuz 1983
6. Baki Yaşa Altınok, Turabi Divanı & Yanbolulu Ali Turâbi Baba, Horasan Yayınları, İstanbul, 2006
7. Emir Kalkancı, Türk Halk Şairleri Antoloji, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1991
8. Asım Bezirci, Türk Halk Şiiri 2 cilt, Say Yayınları, İstanbul, 1993
9. İsmail Özmen, Alevi Bektaşi Şiirleri Antolojisi 5 cilt, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1998
10. Diğer Türk Folkloru Dergileri ve konu ile ilgili bazı notların ve şiirinin olduğu kağıtlar
Sözlü Kaynaklar:

1. Muhsin Gül (Oğlu)

Son Güncelleme: Pazartesi, 09 Kasım 2009 20:28
 
© 2008 www.merzifonlu.net | Template by Joomla Templates